Layka (Sovyet uzay programına katılan köpek) uzaya giden ilk canlıdır. 3 Kasım 1957'de Sputnik 2 ile uzaya gönderildi. Sputnik 2'nin Dünya'ya dönüş mekanizması yoktu, bu nedenle Layka'nın uzayda öleceği belliydi. Ancak ne şekilde öldüğü uzun süre bilinmedi. Sovyet yetkilileri, köpeğin oksijensizlikten öldüğünü veya zehirli gıda ile öldürüldüğünü söyledi. SSCB'nin yıkılmasından sonra açıklanan belgelerle, Layka'nın aşırı sıcak ve stresten öldüğü ortaya çıktı. Sputnik 2, güneş ışınlarının uzaydaki yakıcı etkisine göre tasarlanmamıştı, yaşam destek birimi de çok ilkeldi. Sovyetlerin uzay aracını bu denli hazırlıksız göndermelerinin nedeni Amerika ile olan uzay yarışının ilk döneminde mümkün olduğu kadar hızla yeni başarılar elde etmekti. Sputnik 2, dört hafta gibi kısa sürede geliştirildi. Layka, uçuş öncesinde özel bir "eğitim"e tabi tutuldu. Gitgide daha küçük kafeslerde bakıldı, merkezkaç sınamalarından geçirildi, roket motorlarının gürültüsü dinletildi, sıvı yiyeceklerle beslendi. Bu eğitimlerin amacı, köpeğin uzay aracındaki koşullara alışmasıydı.
Layka uçuştan üç gün önce (31 Ekim 1957'de) kapsüle yerleştirildi. Uzay aracının fırlatılacağı yer, Kazakistan'daki Baykonur Uzay Üssü, Ekim-Kasım aylarında çok soğuk olduğundan uzay kabinini sıcak tutmak için ısıtıcı bir sistem bağlanmıştı. 3 Kasım 1957'de, uçuştan hemen önce köpeğin tüyleri hafif bir alkol solüsyonuyla nemlendirildi ve hayati işlevlerini takip edecek algılayıcılar takıldı. Uzay kabininde köpeğin yatması ve oturması için yeterli alan vardı. Algılayıcılar, uzay aracı fırlatıldıktan hemen sonra köpeğin nabzının dinlenme seviyesinin üç katına çıktığını tespit ettiler. Yörüngeye oturduktan sonra nabız hızı düştü, ancak bu düşüş strese işaret edecek şekilde, yer testlerindekinden üç kat daha uzun sürdü. Layka'nın, uzaya çıktıktan 5 ila 7 saat sonra aşırı sıcak ve stresten öldüğü, projeye katılan bir bilim adamı olan Dr. Dimitri Malaşenkov'un açıklamasıyla 2002 yılında ortaya çıkmıştır.
Layka'nın ölümü, hayvan hakları savunucularının protestolarına sebep oldu. Bu tepki Sovyetler'de oluşmadıysa da, Layka'dan sorumlu bilim adamlarından Oleg Gazenko, Sovyetler'in yıkılmasından sonra köpeğin ölümünden pişmanlık duyduğunu açıklamıştır.
Kötü kaderine rağmen, Layka tarihteki en ünlü hayvanlardan biri olmuştur. Moskova'daki Yıldızkent'te görev sırasında ölen uzayadamları için yapılan anıtın bir köşesinde Layka'nın resmi de bulunur. Layka'nın Rusya ve eski doğu bloğu ülkelerinde birçok heykeli vardır. Layka posta pullarına da konu olmuştur.
Uzaya giden ilk canlı Layka
Layka'yı konu alan 1964 basımı Polonya pulu
Layka'nın Moskova Yıldızkent'te 1964 yılında yapılan heykeldeki tasviri
Mart 24, 2007 - Yaz Saati ( İleri Saat ) Uygulaması
Yaz saati uygulaması mart ayının son pazarı başlar ve ekim ayının son pazarı biter. Uygulamadaki amaç gün ışığından yararlanarak aydınlatmada kullanılan enerjiden tasarruf etmek ve akşamları artan enerji tüketimini düşürmektir. Bu uygulama ile geçen yıllardaki enerji tasarrufu şöyledir:
25 mart-30 eylül 1990 240 milyon kwh
31 mart-29 eylül 1991 270 milyon kwh
29 mart-27 eylül 1992 302 milyon kwh
28 mart-26 eylül 1993 300 milyon kwh
27 mart-25 eylül 1994 301.4 milyon kwh
26 mart-24 eylül 1995 360 milyon kwh
31 mart-27 ekim 1996 440 milyon kwh
30 mart-26 ekim 1997 501.5 milyon kwh
29 mart-25 ekim 1998 565 milyon kwh
28 mart-31 ekim 1999 568.7 milyon kwh
26 mart-29 ekim 2000 600 milyon kwh
25 mart-28 ekim 2001 568.5 milyon kwh
31 mart-27 ekim 2002 577.6 milyon kwh
30 mart-26 ekim 2003 667 milyon kwh
28 mart-31 ekim 2004 780 milyon kwh
Toplam: 7.417 milyar kwh
Türkiye'de saatler; kışın İzmit'ten geçen 30 derece boylamına, yazın ise gün ışığından daha fazla yararlanmak amacıyla Iğdır'dan geçen 45 derece boylamına göre ayarlanmaktadır. Yaz saati uygulamasının başlangıç ve bitiş tarihlerini belirlemede bakanlar kurulu yetkilidir.
Halley Kuyruklu Yıldızı ilk kez M.Ö.240 yılında görülmüştür.
(859) İlk üniversite, Emevîler tarafından Fas’ın Fez şehrinde kurulan Keyruvan Üniversitesidir.
(1280)İlk gözlük İtalya'da yapıldı.
(1830) İlk dikiş makinesi Fransız terzi Barthelemy Thimonnier tarafından tasarlandı.
(1835)İlk bilgisayar, Charles Babbage tarafından icat edilmiştir.
(1863)İlk metro (yeraltı demiryolu) hattı Londra'da işletmeye açıldı.
(1868) İlk trafik lambası otomobillerin ortaya çıkmasından çok önce Londra'da kullanıldı. (1876) İlk roman Daktiloyla yazılan Tom Sawyer'dır.
(1876)İlk telefon, Alexander Graham Bell tarafından kullanıldı.
(1879)İlkampul, Thomas Edison tarafından icat edildi.
(1895) İlk X-ışını, Wilhelm Rontgen tarafından kullanılmıştır.
(1901) İlk radyo, Guglielmo Marconi tarafından icat edilmiştir. (1909) İlk defa Amerikalı Robert Peary Kuzey Kutbu'na gitmiştir. (1911) İlk defa Norveçli Roald Amundsen Güney Kutbu'na gitmiştir. (1926) İlk televizyon, John Logie Baird tarafından icat edilmiştir. (1938) İlk naylon, Wallace Carnotlers tarafından icat edilmiştir. (1939) İlk helikopter, Igor Sikorsky tarafından icat edilmiştir. (1939) İlk Atom bombası, Otto Frisch, Niels Bohr ve Rudolf Peierls tarafından icat edilmiştir. (1944) İlk dijital bilgisayar, Harvard Üniversitesi tarafından icat edilmiştir. (1953) İlk Everest Tepesi'ne tırmanan kişiler; Edmund Hillary ve Tenzing Norgey'dir. (1958) İlk Antarktika'yı geçen kişi İngiliz Vivian Fuchs'tur. (1961) İlk Uzay'a giden insan Rus Yuri Gagarin'dir. (1963) İlk Uzay'a giden bayan Rus Valentina Tereshkova'dır. (1965) İlk uzay yürüyüşü Rus A.A. Leonov (Voskhod 2) tarafından gerekleştirildi. (1969) İlk Ay'a ayak basan insan Neil Armstrong'dur. (1979) İlk CD, Philips ve Sony tarafından icat edilmiştir. (1981) İlk PC ise, IMB tarafından icat edilmiştir. (1993) İlk kez Antarktika'yı yürüyerek geçen kişi İngiliz Ranulph Fiennes'tir. (1997) İlk kopyalama "Dolly" adlı koyun üzerinde gerçekleştirilmiştir.
2007'de Dünyanın En Zenginleri 2007'de Türkiye'nin En Zenginleri
1 Bill Gates - 56 milyar $ 1 Hüsnü Özyeğin - 3.5 milyar $ 2 Warren Buffett - 52 milyar $ 2 Mehmet Karamehmet - 2.4 milyar $ 3 Carlos Slim Helu - 49 milyar $ 3 Erol Sabancı - 2.1 milyar $ 4 Ingvar Kamprad - 33 milyar $ 4 Şevket Sabancı - 2.1 milyar $ 5 Lakshmi Mittal - 32 milyar $ 5 Şarık Tara - 2 milyar $ 6 Sheldon Adelson - 26.5 milyar $ 6 Ahmet Zorlu - 1.8 milyar $ 7 Bernard Arnault - 26 milyar $ 7 Aydın Doğan - 1.6 milyar $ 8 Amancio Ortega - 24 milyar $ 8 Turgay Ciner - 1.5 milyar $ 9 Li Ka-Shing - 23 milyar $ 9 Rahmi Koç - 1.4 milyar $ 10 David Thomson - 22 milyar $ 10Semahat Arsel - 1.4 milyar $
Mart 3, 2007 - "Hiç Bir Şey Sandığın Gibi Değildir"
Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar: - Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var? - Akşam garip bir rüya gördüm. - Hayırdır inşallah?.. - Hayır mı şer mi öğreneceğiz. - Nasıl yani? - Hazırlan, dışarı çıkıyoruz. Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar; - Kimdir bu? Ahali: - Aman hocam hiç bulaşma, derler.Ayyaşın meyhusun biri işte!.. - Nerden biliyorsunuz? - Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz... Bir başkası lafa girer; - Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısı’nda çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir. - İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kıyafet mollalar kalırlar mı ortada!.. Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu : - Nereye? - Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım. - Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem... Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek. - İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden. - Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha. - Peki ne yapmamı emir buyurursunuz? - Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından. - Aman efendim, nasıl kaldırırız? - Basbayağı kaldırırız işte. - Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini... - Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız. - Şurada bir mahalle mescidi var ama... - Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin? - Ne bileyim, Ayasofya’dan, Süleymaniye’den, en azından Fatih Camii’nden... - Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Hadi yüklenelim... Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa... Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza... Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha... Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba... - Nasıl yani?.. - Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?.. - Doğru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi sükunetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir. - Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar... Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından... - Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim efendi bir âlemdi, vesselam... Aktamlara kadar nalın yapar... Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!.. - Niye? - Ümmeti Muhammed içmesin diye... - Hayret... - Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek... O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara... Mızraklı ilmihal. Hücceti islam okurdum... - Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki... - Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe’yi görmeli... - Öyle imam kaç tane kaldı şimdi? - işte bu yüzden Nişancı’ya, Sofular’a uzanırdı ya... Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada... - Doğru, öyle ya?... - Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın? - Peki o ne dedi? - Önce uzun uzun güldü, sonra; - Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?
Yukardaki üçgenin içerisinde ne yazıyor? Eğer siz de bu yazıyı "bir taşla iki kuş vurmak" şeklinde okuduysanız beyninizin sağ bölümü sol bölümünün yanında pasif kalıyor demektir. Oysa yukarıda "bir taşla iki kuş kuş vurmak" yazıyor. Kalıplaşmış bilgiler beyninizin sol bölümünü harakete geçiriyor. Dikkat, yanılsamaya itiliyorsunuz.